HANOİ: AHENK VE CENNET


Nedime Dicle

Adı savaş ve devrimle anılan ülke Vietnam… Ve onun kuzeydeki başkenti Hanoi… Dünyada son yüzyıllarda destan yazmış kentlerden bir tanesi. Vietnam’ı Avrupa’nın ikiye bölmesi, Kuzey Vietnam’a savaş açması ve ardından Amerika’nın savaşa katılması tüm dünyayı sarstı ve ’68 Kuşağı’nı doğurdu. Paris’te başlayan öğrenci hareketi kısa sürede tüm Avrupa’ya, ardından California’ya yayıldı. Vietnam, bir simgeye dönüştü: İşgalci kapitalist güçlere karşı bir halk direnişinin öyküsü, komünizmin kapitalizme karşı zaferi, ikiye bölünme ve yeniden birleşmenin tarihi… 

O günden bugüne, bu savaş ve devrim öyküsü pek çok filme konu olmaya devam ediyor: Good Morning Vietnam, Apocalypse Now, Platoon, Born on the Fourth of July, Full Metal Jacket, The Deer Hunter, Forest Gump ve The Quiet American bu unutulmaz filmlerden bazılarıdır.

Savaş ve bölünmüşlük boyunca Hanoi, Kuzey Vietnam’ın başkentiydi, bugünse tüm ülkenin başkenti. Devrim hareketinin öncüsü olan ve bir dünya kahramanına dönüşen Ho Chi Minh’in kenti. Bugün ise savaşın yaralarını sarmış, geçmişin üstüne bir çizgi çekmiş, geleceğe ve gelişime hedeflenmiş bir halkın kenti.

 

HANOİ’DA ZAMANIN AKIŞI

6 Şubat 1965 tarihinde doğdum: Amerika’nın Vietnam bombardımanını başlattığı günde. Çocukluğum boyunca her doğumgünü kutlamasında büyüklerin Vietnam’ı andıklarını duydum. Daha o günlerde, nerede olduğunu tam bilmediğim bu uzak ülke ile kader bağım oluştu.

Hanoi’a ilk gelişim 2003 yılının 5 Şubat sabahında oldu. Amacım doğumgünümü tek başıma bu kentte karşılamaktı. Sabahın çok erken saatleriydi ve hava henüz karanlıktı ama sokaklar boş değildi. Sırt çantası ile seyahat ettiğim için bir otel bulmadan önce eski şehir merkezindeki Hoan Kiem Gölü kıyısına geldim. Hanoi halkı çoktan uyanmış, göl kıyısına inmişti. Gruplara ayrılmışlar, tai chi yapıyorlardı. Bunun bugüne özel olmadığını, şehir halkının her sabah saat 05.00 ritüeli olduğunu daha sonraki günlerde anlayacak ve ben de onlara katılacaktım.  

Üstelik bazıları için gün daha da erken başlıyordu. Çiçek pazarı saat 03.00-05.00 arası açıktı. Orkideler, kadife çiçekleri, baygın kokulu frangipaniler ve rengârenk yöresel çiçekler o saatlerde satılıp tükeniyordu. Saat 04.00’te açılan kahvehanelerden sokaklara mis gibi kavrulmuş kahve kokusu yükseliyordu. Vietnam kahvesinin en lezzetli dünya kahveleri arasında olduğunu orada keşfettim. Fransızların kurduğu kahve plantasyonları bugün de varlığını sürdürüyordu. 

Kahvesini içenler Hoan Kiem Gölü kıyısına gidiyor, orada pijama tarzında günlük giysileri içinde yarım saat tai chi yapıyorlardı. Sonra bir kez daha kahvehaneler doluyor, günün 2. kahvesi içiliyordu. Ardından pazar yerleri kurulmaya başlıyordu. Hâlâ hava aydınlanmadığı için mum ışığı altında hazırlanan tezgâhlara sebze meyveler seriliyor, alacakaranlık başladığında buram buram tazelik ve hayat kokan pazaryeri hazır oluyordu. 

Buranın insanlarını nasıl anlatmalı? Arı gibiler. Kapı önüne birkaç tabure koyup gaz ocağında tek tencerede yemek pişirip satan yaşlıca kadınlar. Sokak içlerinde portatif tezgâhlar etrafında taburelere tünemiş, sabah kahvaltısında noodle soup içen erkekler. Spring roll satan ve bir mangal ateşinde onları sıcak tutmaya çalışan pijamalı kadınlar. Bambu sırıklı terazileri omuzlarına atmış, küfelerinde meyve taşıyan üçgen hasır şapkalı kadınlar. Başlarının üstünde ustalıkla taşıdıkları sepette çörek ya da lokma satanlar. 

Hayat yeme-içme çemberi içerisinde ilerliyor. Kendi yaptığını satan, komşusundan yemek satın alıyor. Biri olmasa, diğeri varlığını sürdüremez. Tezgâhlardan, sac tavada hızlıca kavrularak yapılan buram buram fried vegetable noodle kokuları yükseliyor. Daha sonraki yıllarda Vietnamlı yazarların kitaplarını okuduğumda her duyguyu, her rengi, her kokuyu, her detayı yiyeceklerden yola çıkarak tanımladıklarını görmek beni hiç şaşırtmadı. Bu koku cümbüşü benim anılarımda da hâlâ tazeliğini koruyor. 

Hava hızla aydınlanırken tek tük yaşlılar, geceden kalma makyajı solmuş hayat kadınları ve turistler için kahvehaneler sabah 09.00’a dek açık kalıyor ve sonra gün boyu kapanıyor.  

İkinci günün ardından ben de buralıların zaman kavramı çerçevesinde yaşamaya başladım. Sabah 04.00’te onların hayat koşuşturmasını kaçırmamak için ben de kalkıyordum. Hayat erken bitiyordu. Saat 18.00’de hava kararıyordu ve erken yatıyordum.

 

HANOİ’DA NERELERİ GEZMELİ? 

1) Eski Kent Bölgesi ve Hoan Kiem Gölü: Hanoi’un merkezindeki bu göl, halk için kentin çekirdek noktasıdır. Hem görsel olarak şehri taçlandırır hem de halkın sosyal yaşantısının merkezini belirler. Sabahı tai chi ile bu göl kenarında karşılarlar. Ayrıca gölle ilgili mitolojik öyküye yürekten inanırlar. 

Gölün adının Viet dilindeki anlamı “iade edilen kılıç”tır. Mitolojiye göre ünlü Viet İmparatoru Le Loi bir dostunun evini ziyareti sırasında metal bir çubuk görür. Arkadaşı gölde balık tutarken bu çubuk oltasına takılmıştır. İmparator çubuğu sarayına götürür, eritir ve ondan bir kılıç yapar. Kılıç bitince, üstünde “thuan thien” (ahenk ve cennet) yazısı ortaya çıkar. Le Loi anlar ki bu kılıç ona cennetten emanet edilmiştir. Komşu ülkenin saldırısında kılıcı kullanır ve savaşı kazanır. 1428 yılında ülkede barış sağlanır. Bir gün kayığı ile gölde gezinirken gölün derinliklerinden bir kaplumbağa çıkar ve imparatora “Lütfen kılıcı Ejderha Kral’a iade et,” der. İmparator derhal kılıcı göle atar. O günden beri bu gölün adı İade Edilen Kılıç Gölü’dür. Gölün kendisi ve içindeki kaplumbağalar kutsal sayılır. Ne yazık ki içindeki son kaplumbağanın 2016 yılında ölmesi halkı mateme boğdu.  

Gölde bir kum tepeciği üstündeki Kaplumbağa Kulesi bu efsaneyi anmak için yapılmıştır. Gölün güney kıyısında Yeşim Tapınağı yer alır. Bu tapınak, 13. yüzyılda Yuan Hanedanı ile savaşan komutanın anısına yapılmıştır. Ancak 19. yüzyılda Nguyen Van Sieu adlı Konfüçyüsçü âlim tarafından onarımı yapılır ve bugün Konfüçyüs Tapınağı olarak hizmet verir. Yeşim Tapınağı, karaya Huc (“sabahın ilk güneş ışını”) Köprüsü adlı kırmızı ahşap köprü ile bağlıdır. Bu köprü kentin simgelerinden biridir. 

Yeni kent, modern bir gelişime tabi iken, eski kent ne iyi ki hâlâ otantizmini korumakta. Eski kentten ayrılmadan önce Old Town Cafe’nin enfes turtalarını denemeyi, Hang Da ya da Dong Xuan pazarlarına uğrayarak üçgen hasır şapkalardan almayı, bisikletli taşıma araçları olan çek-çeklerden kiralayarak eski kentin daracık labirent sokaklarında 30 dakikalık bir tur atmayı ve Hanoi’un ünlü Thang Long Su Kuklası Tiyatrosu’nu izlemeyi unutmayın.

  

2) Edebiyat Tapınağı: Çok iyi korunmuş geleneksel Vietnam mimarisinin nadir bir örneği olan Edebiyat Tapınağı, Vietnam’ın en ünlü âlimlerini onurlandırır. Ly hanedanı döneminde 1070 yılında kurulan bu külliye, Çin filozofu Konfüçyüs’e adanmıştır ve Vietnam’ın ilk üniversitesidir. Düşünce tarihinin büyük bilginlerinden olan Konfüçyüs’ün öğretisi, Çin’den Vietnam’a hızla yayılmıştır. Konfüçyüs’ün eğitime önem vermesi nedeniyle bugün özellikle üniversite öğrencileri önemli sınavlar ya da mezuniyet töreni öncesi Konfüçyüs tapınaklarını ziyaret eder, Konfüçyüs’e saygılarını sunar ve adaklar adar. 5 avludan oluşan bahçelerdeki havuzlar ve pagodalar, mezuniyet öğrencilerine fotoğraflarında güzel bir arka plan oluşturur. 100.000 Vietnam Dongunun üzerinde Edebiyat Tapınağı’nın resmi bulunur. 

Önceleri bu üniversite yalnızca asil ailelerin çocuklarını kabul etmekteydi ancak 1442 yılından itibaren, ülkenin tüm yanından başarılı öğrencilere açıldı. Bu okula gelen öğrenciler, Konfüçyüs’ün ilkelerini, edebiyat ve şiir sanatını öğreniyorlardı. Bahçede kaplumbağa heykellerinin sırtlarındaki yazıtlarda, tarih boyunca bu okuldan mezun olan en başarılı öğrencilerin adları kayıtlıdır. 

 

3) Ho Chi Minh Mozolesi ve Evi: Hanoi’da Vietnam Devrimi’nin liderinin izini sürmek bir gelenek. Ba Dinh Meydanı’ndaki mozole, Anıtkabir kadar görkemli bir anıt ve Vietnam’ın ikonik lideri Ho Amca’nın son dinlenme yeri. Vasiyetinde yakılmak istemesine rağmen mumyalanmış. Uzun bir sırada beklemeyi göze alırsanız, cam içindeki mumyayı görebilirsiniz, elbette orada ise. Çünkü yılın belli dönemlerinde restorasyon için Moskova’ya gönderiliyor. Ben ilk gidişimde mumyayı görebildim. Ho Chi Minh’in bedenine bu kadar yakın olabilmek heyecan verici. 

Ardından, güzel bir park içerisinden geçerek ikamet ettiği eve yürüdüm. Bu kadar sade bir ev beklemiyor, tam tersine bir saray göreceğimi sanıyordum. Son yıllarını geçirdiği ev, geleneksel kırsal bölge mimarisine göre yapılmış ahşap, küçük, tuvaleti dışarıda bir kulübecik. Bir yatak odası ve bir çalışma odasından ibaret bir yapı. Ölümünden sonra isteği dışında yapılan o muazzam mozole ile karşılaştırıldığında, yaşadığı dönemde sadeliği tercih ettiğini görmek, Ho Chi Minh’i gözümde daha da yüceltti. Ne yazık ki bu kahraman, mücadelesini verdiği savaşın sonucunu, ikiye bölünmüş ülkesinin birleşmesini, kapitalist güçlerin işgalinden kurtuluşu göremeden, 1969 yılında hayata veda etti.  

Buradan ayrılmadan, mozolenin hemen yanında yer alan ve Vietnam’ın en özgün mimarisine sahip olan Sütunlu Pagoda’yı (Dien Huu Pagoda) mutlaka ziyaret edin. Pagoda, Ly hanedanı döneminde, 1049’da inşa edilmiş. Budist kral rüyasında lotus yaprağı üzerinde oturmuş Kutsal Azize’nin (Buda’nın kadın olarak enkarnesi) kendisini tek sütunlu bir pagodaya götürdüğünü görür. Uyanınca danıştığı rahipler ona rüyada gördüğü pagodanın aynısını yaptırmasını tavsiye ederler. Yanındaki Budizm sembolü Bo ağacı, Ho Chi Minh’e Hindistan hükümeti tarafından hediye edilmiştir. Bu pagoda da Hanoi’un sembollerinden biridir.

 

HA LONG KÖRFEZİ 

Hanoi’dan 3,5 saatlik bir otobüs yolculuğuyla cennete ulaşacaksınız. Ha Long Körfezi’nin zümrüt yeşili sularında 2000 kireç taşı minik adacık sizi bekliyor. Ejderha Dağları diye tanımlanan bu adalar denizin içinden yumrular halinde ortaya çıkıyor. 

 

Efsaneye göre bir savaş sırasında tanrılar Viet halkına bir ejderha ailesini koruyucu olarak gönderir. Bu ejderhalar denize değerli taşlar tükürürler. Bu sihirli taşlar, düşman gemileri yaklaştığında kayaya dönüşür ve savaş gemilerinin önünü keserler. Gemiler karaya oturur ya da şaşkınlıktan birbirlerine çarpıp batar. Savaş biter ve Vietler kazanır. Ancak ejderha ailesi bu yeşil ve huzurlu suları o kadar sever ki Ha Long adındaki anne ejderha çocukları ile birlikte burada kalmaya karar verir.  

 

Bu körfezde yapacağınız tekne gezintisi size eşsiz manzaralar sunacak. Bu gezi sırasında muazzam sarkıt ve dikitler içeren Sung Sot Mağarası’nı mutlaka gezin.

 


Makaleleri
HANOİ: AHENK VE CENNET
KUZEY HİNDİSTAN’IN LEZZETLERİ
İki Okyanusun Kucaklaştığı Liman: Capetown
Türkiye'nin Gizli Hazinesi: Ormana Köyü
İmbros'da Meryem Ana Panayırı
Paris'te Sanat ve Müzik
KUTSAL ŞRİ LANKA
İustinianos'un Konstantinapolisi
İLETİŞİM
Adres: Barbaros Bulvarı, Barbaros Apt. No.74 K.7 D. 18-19 PK.34349 Balmumcu, Beşiktaş-İstanbul / Türkiye
Tel: 0 850 622 33 78   Faks: 0 212 216 10 30
E-Posta:  fest@festtravel.com

WhatsApp: 0534 015 62 30
Çalışma Saatlerimiz: Pazartesi - Cuma / 08.30 - 18.30
Mesai saatleri dışında bize ulaşmak için yurtdisi@festtravel.com adresimize yazabilir ya da 0534 015 62 30 no’lu telefonu arayabilirsiniz.