KÜBA



GEZİ DETAYI

Bu geziyi 20 yıldır gerçekleştiriyoruz...

Bu gezinin detayları planlanma aşamasındadır.

FİYATA DAHİL OLANLAR

Bu gezinin detayları planlanma aşamasındadır.

FİYATA DAHİL OLMAYANLAR

Bu gezinin detayları planlanma aşamasındadır.

KONAKLAMA BİLGİLERİ

Bu gezinin detayları planlanma aşamasındadır.

HARİTA



Her şeyiyle mükemmel bir geziydi. 
Bu gezi sonucunda çok güzel anılara sahip oldum ve gerçeten mutlu oldum. Sıradan turistik bir gezi olacağını beklerken; hem rehberimizin bir eğitmen gibi düzenli anlatımları hem de uyumlu bir grubumuzun olması sayesinden hem eğlendik hem de Küba'yı hissederek yaşadık.
Genel anlamda başarılı ve keyifli bir gezi oldu. Rehberimizin bilgi birikimi ve bakış açısı etkileyiciydi.
Gezi beni yeterince tatmin etti. FEST Travel işini ciddiye alan ve bunu hayata geçiren, prensiplerine sadık, çalışanların seçiminde titive ve çizgisini yıllardır bozmayan bir firma.

27 Kasım 2014 Perşembe

Küba Notlarım-1: Çocuklar Dünyaya Mutlu Olmak için Gelir

Benim gibi balık hafızalı insanlar, eski tanıdıklarına, gezdikleri yerlere ya da izledikleri filmlere dair pek çok şeyi unutsa da, hepsine ait duyguları baki kalır. Mesela; “ben sevmem pek o kızı” dediği zaman, hatırlamadığı geçerli sebepleri olduğuna inanmak lazım. Bu yüzden en çok da onların gezi önerilerine kulak vermek gerekir. Ülkelerin, şehirlerin ve insanlarının bıraktığı duyguları iyi tanımlarlar.

İşte Küba, böyle bir balık hafızalının oturup ağlayacağı cinsten bir ülke.

Total Amerikan propagandasına değen her film, kişi ve belgeye atıfta bulunarak “Ama oradaki sefaleti turistler görmüyor” gibi hariçten gazel okuyacaksanız, yollarımızı burada ayıralım lütfen.

Öncelikle ekonomik ayarları özetlemek gerek. Küba pezosu ve Cuc adı verilen turist pezosu iki ayrı para birimi. 1 Cuc, 1 USD’ye ve aynı zamanda 10 Küba pezosuna eşit. Emekli maaşı 10 dolara denk geliyor. Çalışanlar ise aylık 20 dolar civarında kazanıyor. Siz bir turist olarak Küba pezosu ile alışveriş yapamazsınız. Yine bir turist olarak ülkeye Amerikan doları ile girip, döviz bozdurursanız da, ekstra ceza ödersiniz. Bu zeki duruşu, havaalanında dolar bozduran turistlere Meksika dalgası yaparak kutlayabilirsiniz.

Karne sistemi hala geçerli fakat karneye getirilen kimi kısıtlamalar sebebi ile bu malzemeler yaklaşık 15 günde tükeniyor. Bu sebeple sokakta insanlar sizden “sabun” ve “tükenmez kalem” isterler; ki yokluk içinde yaşayan, işsiz birinin temel ihtiyacının “temizlenmek” ve “yazmak” olması yine gözleri dolduran bir durum. Özellikle Havana’da, her dakika birisi gelip elinizi sıkar ve sizinle tanışarak ahbap olur. Bazen bir şeyler satar, bazen de sadece sohbet eder. O sohbetin sonunda doğal bir şekilde sizden 1 Cuc ister. Komünist bir düzende, doğal olarak paylaşmayı bekleyerek sizden para isteyen bu kişinin dilendiğini söylemek hayvanlık olur. Yaklaşık 2TL olan bu talep, sizi fakirleştirmeyecek ama talep eden Kübalı kardeşimin hayatında önemli bir satınalma gücü yaratacaktır.

Raul, turizm ve limitli serbest ticaret ile kazanılan gelirler sebebi ile ihtiyacı olmayan kişilerin karneden faydalanmasını engellemek için karneyi tamamen kaldırmayı hedefliyor. Bu limitlere karşın her çocuğun, 15 yaşına kadar her gün, 1 lt soya sütü ve su hakkı bulunuyor. Çünkü çocuklar bu ülkede kutsal.

Fidel’in “Çocuklar dünyaya mutlu olmak için gelir” sözü, bu meta yoksulu ama kültür zengini insanların hücrelerine kadar işlemiş. Devrim ile birlikte çocukların bakımı hamilelik döneminde, hamile kampları ile başlıyor. Tercih eden hamileler burada yatıp, hemşireler ile her gün gerekli sporlarını ve ihtiyaç duydukları gıdayı alarak sağlıklı bir hamilelik ve doğum süreci geçiriyor. Devrim sonrası tüm karargahlar düzenlenerek büyük bahçeli okullara çevrilmiş. Günlük hayattaki büyük yokluğun içinde pırıl pırıl üniformaları ile, neşe içinde sokakta dolaşan çocuklarla gülümseyerek konuşmak, başlarını okşamak neredeyse kanun gibi. Akşam saatlerinde, dışından birbirinden parlak renklerle badanalanmış; içerisinde ise sadece bir sallanan koltuk ve televizyon olan kapısı açık evlerin eşiğinde, işten dönen erkekler, koca göbeklerinde bebekleri zıplatarak oyun oynuyorlar. Havana’dan uzaklaştıkça ve daha ufak kasabalara gittikçe hayat standartları yükseliyor. Köyün kalkındığı bir ülke Küba. Her sokak köşesindeki mahalle parkında 13-15 yaşlarında çocuklar, ilk gençliğin heyecanı ile süslenip, tamamen güven içerisinde sabah gün ışıyana kadar sohbet edip şarkılar söylüyor.

Sevgili rehberimiz ve tanıyabileceğiniz en naif insanlardan biri olan Deniz Yalav, “devrim yaşlılara vadettiklerini veremedi ama çocukları hayal ettiği yere getirdi” demişti dolaşırken. Zengin çocuğu Fidel ile neşeli devrimci Ernesto’nun, çocukların mutluluğunu hayal ettikleri bir devrimden, çocukları öldürme emrini veren bir yönetime dönmek çok zordu. Belki bu yüzden “memleket” gibi burnumda tütüyor, Amerika’ya 56 yıldır kafa tutan bu gülen insanlar ülkesi.

merhaba,

1 mayıs 2012 de küba gezinize katıldım.
bu gezi ile ilgili izlenimlerimi içeren bir yazı yazdım ve bu yazı www.birlesikbasin.com isimli bir internet sitesinde 17 ve 18 ağustosta olmak üzere 2 bölüm halinde yayınlandı.
bu yazıyı sizinle de paylaşmak istedim;

KÜBA insanına teşekkürümdür ;


Merhaba,

Küba, benim ve ablamın görmeyi hep hayal ettiğimiz bir ülke idi.Bu kış plan yaptık ve
30 Nisan-9 Mayıs 2012 tarihleri arasında hayalimizi gerçekleştirdik.

Bu ülkeden ve ülke insanından o kadar etkilendim ki tatil dönüşünde hislerimi kağıda aktarmak istedim.

Fakat çok üzgünüm ki (lafın gelişi öyle yazdım,aslında üzgün falan değilim!) bu yazıda Küba ile ilgili olarak gezdiğimiz gördüğümüz şehirler,fiziksel mekanlar,nerede ne yenir,hangi barda hangi kokteyller içilir… gibi şeyler bulamayacaksınız.O yüzden beklentilerinizi şimdilik bir kenara koyun lütfen.

Ben,Küba’nın ve Küba halkının bana neler hissettirdiğini sizlerle paylaşmak istedim.Bunu yaparken de sizlere güvendim ve samimi oldum.’’Aşırı duygusal bir yaklaşım olmuş…’’ diye yorum yapanlar olacaktır elbet ama umarım bu paylaşımdan memnun kalanlar da olur.

Saygı ve sevgilerimle,

Figen ERCAN
Haziran 2012

*

Özellikle 1 Mayıs’da Küba’da olabilmek bizim için ayrı bir coşku kaynağı idi.O güne özel, bizler gibi başka bir çok farklı ülke insanı da Havana’ya gelmiş ve sabahın erken saatlerinden (05.30) itibaren devrim meydanında toplanmaya başlamışlardı (Bir kitapta okuduğum ve çok hoşuma giden bir ifadeyi paylaşmak istiyorum,şöyle yazıyordu: ‘’ Yarın devrim meydanında kutlama var,bir ülkenin devrim meydanının olabilmesi ne güzel…’’ ).

Biz de halkın arasına karıştık ve bir süre sonra çok sempatik bir grubun davetiyle, kendimizi o grupla beraber tören alanına yani devrim meydanına doğru yürüyor halde bulduk.Balonlardan koskocaman bir Küba bayrağı yapmışlardı ve hepimiz bayrağın bir yerinden tutarak ilerliyorduk.

Küba bayrağının hemen hemen her yerde ortak bir simge olduğunu söylemenin mümkün olduğu bu ülke için :

‘’ Ülkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak için çok yoksul olsa da, onlara eşitlik duygusu,insanlık onuru sunamayacak kadar yoksul değildir…’’ diyor, aşkın ve devrimin aynı anda yaşandığı ülkenin,herzaman sevgili lideri olarak kalacak Fidel Castro.

Che ise artık sadece Küba’ya değil tüm dünyaya malolmuş bir devrimci olarak,dünyada adalet ve insanca yaşamanın herkes için mümkün olması gerektiğine inananlara ilham vermeye devam edecek.Santa Clara’daki mezarında,taş üzerine kabartma olarak işlenmiş başının üzerindeki kepe vuran yıldız motifli ışık da bu yolu aydınlatmayı sürdürecek.

1 Mayıs günü devrim meydanına akan kalabalığın inanılmaz bir enerjisi vardı.Herkes çok heyecanlı,gururlu,coşkulu,neşeli aynı zamanda çok kontrollü ve saygılıydı.Bunca kalabalığa karşın gözle görülebilen bir düzen vardı çünkü herkes kendini denetliyordu,dışarıdan gelecek başka bir müdahaleye ihtiyaç kalmıyordu.İnsanların tek yapmak istediği şey hissettikleri bu coşkuyu paylaşarak büyütmekti.

Dalgalanan bayraklar,marşlar,şarkılar,şiirler eşliğinde coşkuyla devrim meydanındaki dev Jose Marti heykelinin önünden geçtik.Unutulmaz bir gündü…Tören 08.30 ‘da sona erdi.Biz de kendimizi sokaklara attık ve keşife başladık.

Küba sokakları genel olarak adeta renk cümbüşü.Kübalılar da oldukça samimi ve konuşkan insanlar.Kapısının önünde oturanlardan sohbet ettiklerimizin pek çoğu bizi hemen evlerine davet edip, kendilerince birşeyler ikram ederek bizlerle sohbet etmeye çalıştı.İçlerinde insan sevgisi ve yaşama sevinci var.Birbirlerine sevgiyle yaklaşıyorlar.Bunu net olarak görebiliyorsunuz.

Orada kendimizi hiç güvensiz hissetmedik,endişe duymadık.Elbette hediyelik eşya,puro satmak isteyenler,para dilenenler,sabun,kalem isteyenler,kendi giyecekleriyle bizimkileri takas etmek isteyenler…oldu ama çirkinleşmiyorlar çünkü hala gururlular.

Zaman burada o kadar yavaş akıyor ki,kendi yaşadığımız şehirde alıştığımız koşuşturma yok.Bu yüzden sakinlik ve sadeliği her an hissedebiliyorsunuz.

Her yerden her an müzik sesi geliyor: bunca yaşanan derde ve yokluğa rağmen müzik ve dans gerçekten de burada hayatın bir parçası hatta hayat felsefesi olmuş.İtiraf etmeliyim ki biz de kendimizi hiç itiraz etmeden ve hatta hiç zorlanmadan müziğin ritmine bıraktık!

Sanırım Küba’da değişim beklenenden hızlı oluyor.Bu hızı artıran en önemli etkenlerden biri turizm.Turizmin ülkeye katkısı iki yönlü : hem döviz kazandırıyor hem de ülkelerarası kültürel alışverişe neden oluyor.Kübalılar ülkelerine gelenlerle kendi sahip olduklarını karşılaştırıyorlar.Bu da değişimi hızlandıran bir faktör.Ama bu kadar hız iyi birşey mi? Belki de değil,çünkü hızlı ayak uydurmaya çalışmak toplumsal bozulmayı arttıracak bir eğilimi de beraberinde getirebilir.Umarım bu gerçek olmaz.

Siz bir seyahatten ne bekliyorsunuz bilemiyorum ama ruhunuzu yenilemek,kendinizi yeniden keşfetmek ve yaşantınızı sorgulamak,küçük mutluluklar yaşamak,hayal kurmak,aşık olmak,müziği ve dansı içinizde hissetmek,farklı yaşamlar görmek,içi-dışı güzel sağlıklı insanlarla tanışmak,hayatın ağırlığını bir süreliğine dahi olsa daha az hissetmek ve tabi ki Rom kokteylleri ile puro içmek için zaman kaybetmeden biran önce ‘’hala’’ mutlu insanların ülkesi olan Küba’ya gidin…


**

Saat gece yarısını çoktan geçti…
Neredeyse haftanın her gecesinde adanın en iyi caz müzisyenlerini konuk eden La Zorra y El Cuervo isimli jazz-club’dan çıktık.1950 ‘li yıllara ait lacivert bir Amerikan-Chevrolet taksideyiz.Havana’da sizi sarıp sarmalayacak büyülü müzikleri dinleyebileceğiniz pek çok gece klübünün bulunduğu La Rampa caddesinden Malecon’a doğru ilerliyoruz.Kulaklarımızda hala hoş bir müzik, yüzümüzde hüzünlü bir gülümseme, gözlerimizde ise dalgın bir bakış ile buğu var.Çünkü ablam ile beraber Küba’da geçirdiğimiz harika bir tatilin son gecesini yaşıyoruz…

Sahilden otele doğru yol alırken denizin kokusunu toplayıp gelen hafif bir rüzgar yüzümüzü okşuyor,saçlarımız uçuşuyor.

’’Havana gece de bir başka güzel…’’

Sahil boyunca birbirine yaslanmış İspanyol-Endülüs mimarisini yansıtan binalar çok görkemli ama bir o kadar da yorgun,bakımsız ve hüzünlü gözüktüler gözüme.Burada adeta zaman durmuş gibi.Oysa binaların tersine insanlar ne kadar cıvıl cıvıl…Gözlerimi kapadığımda artık zaptedemediğim yaşlar usulca yanaklarımdan süzülmeye başlıyor:

’Ne çok sevdim ben bu ülkeyi,ne çok sevdim ben bu ülkenin insanlarını,ne çok özledim şimdiden onları…’’ diyorum içimden.

Belki de arabasıyla aynı yaşlarda olan taksi şöförünün,aynadan beni izlediğini görüyorum bir an,hemen gözlerimi kaçırıyorum.Belli ki ağladığımı görmüş, ada insanının sahip olduğu içtenlikle de bundan etkilenmişti.Beni utandırmamak için kaçamak ama merak eden gözlerle bir süre izlemeye devam etti.Bana baktığını hissettiğimi anlayınca da dayanamadı ve İspanyolca birşeyler söyledi.Ben İspanyolca bilmediğim için ablam:

‘’Özür dilerim bayan,neye üzüldün? Neden ağlıyorsun? Yardımcı olabileceğim birşey var mı, diye soruyor ‘’ şeklinde, taksi şöförünün söylediklerini çevirdi.

Bunu laf olsun diye sormadığını biliyorduk.Gerçekten hissederek,ama rahatsız etmekten çekinerek ve yardımcı olmak için içtenlikle sormuştu.
Biliyorduk,çünkü tatilimiz boyunca bu ülkede – bizim ülkemiz insanının pekçoğunun unuttuğunu düşündüğümüz,bu nedenle de aynı zamanda yüreğimizi acıtan - öyle insani yaklaşımlarla karşılaştık ki…Sanki burası bir düş ülkesiydi ve insanlar gerçek değildi.Olaylar ve davranışlar karşısında bu insanların gösterdiği tepkiler anormaldi de biz kendimizi çok normal görüp şaşırıyorduk! Birçok seyahatim oldu ama ‘’insanının’’ beni en çok etkilediği başka bir ülke olmadı…

Taksi şöförünün bu yaklaşımı karşısında daha da duygulanan ben, ablama:

‘’Bu insanların hepsi nasıl böyle olabiliyor? Yani bu insanlar nasıl böyle bozulmamış,saf ve yapmacıksız kalabilmişler ? Buradan ayrılacağımıza nasıl üzülmeyelim ki,baksana şu hale?’’ diyip, adamcağıza sadece teşekkür edebildim ve daha çok hıçkırıklara boğuldum.

Ablam taksi şöförüne birazcık olan İspanyolcasıyla durumu anlatmaya çabalıyordu :

‘’Kardeşim ve ben 10 gündür Kübadayız.İlk gelişimiz.Ülkenizi ve insanınızı çok sevdik.Buradaki insani ilişkiler bizi çok etkiledi.Burada olmak bizi çok mutlu etti.Fakat yarın ülkemize geri dönüyoruz.Ayrılacağımız için de oldukça üzgünüz.Bütün bunların üzerine sizin de samimi yaklaşımınız kardeşimi daha da çok duygulandırdı.’’

Bunları anlatınca taksi şöfürünün de gözleri dolmaz mı?

‘’Nerelisiniz ?’’ dedi,bize.

Sonra hepberaber yarı İspanyolca yarı İngilizce ve hatta Türkçe konuşmaya başladık.Ama sanırım buradaki tatilimiz boyunca pekçok insanla yaptığımız gibi kendisiyle daha çok gönül diliyle anlaşıyorduk:

‘’Türkiye’’ , diyince…
‘’Oooo…biliyorum.İstanbul- Ankara ?’’ diye sordu.
‘’İstanbul’dan ‘’ dedik,

İsmini sorduk :
‘’Joaquin ‘’ dedi, biz de kendimizi tanıttık…

Taksi şöförü bizim için bir anda Joaquin amca oluverdi…

Küba’daki son gecemizde arabasına tesadüfen bindiğimiz, bu hiç tanımadığımız Kübalı adam yani Joaquin amca, Malecon sahilinde ilerlerken,yüzümüze denizin rüzgarı ve caddenin sönük ışıkları vuruyorken,görkemli binaların ve veda vaktinin hüznünü içimizde hissederken en yakınımız oluverdi…Bizi anlamaya çalışan ve hatta anlayabilen,hüznümüzü paylaşan,neşelenmemiz için gayret sarfeden,duygularımıza saygı duyan birisi oluverdi.
Bu ülkedeki hiçkimsenin olmadığı gibi,O’nun da acelesi yoktu, anlatmaya devam ediyordu...Gözleri dolu dolu anlatıyordu ama arada espriler de yapıp,aynadan da bizi izliyordu.Ülkesini,ailesini,çocuklarını anlatıyordu.O’nun da kızları vardı.İkisi de üniversitede okuyordu.Zaten bu süre zarfında kiminle tanışıp sohbet etsek hepsinin çocuklarının okuduğunu öğrenmiştik.

‘’Yine gelirsiniz,üzülmeyin…‘’ diye de moral vermeye devam ediyordu.

Sonra arabayı biraz yavaşlattı,hafif sağa çekti.Cebinden kumaş bir mendil çıkardığını gördüm.

‘’Adamcağızı da ağlattık iyi mi! Herhalde yüzünü gözünü silecek…’’ dedim ablama,burnumu çekerek.

Ama Joaquin bize doğru geriye dönüp, bana yönelerek nazikçe gözyaşlarımı sildi! Sonra gayet doğal bir şekilde önüne dönüp arabayı kullanmaya devam etti.

Bu olan şey karşısında ablamla yapabildiğimiz tek şey,sonuna kadar açtığımız gözlerimizle,birbirimize bakmak oldu.Çünkü ne söylesek o anı bozacaktık.
Tekrar kendimize geldiğimizde gözyaşlarımız ve kahkahalarımız birbirine karışmış durumdaydı. Joaquin ise hala bize birşeyler anlatmaya,güldürmeye çalışıyordu.Öyle doğal ve hoş bir çaba içerisindeydi ki,muhteşemdi!

Biz de O’na bu seyahatin bize neler düşündürdüğünü ve neden bu kadar çok etkilendiğimizi anlatmaya çalışıyorduk.Ama hangi dilin kelimeleri bu ülkenin ve insanlarının bize hatırlattığı; insani duyguları,yaklaşımları,hayatın sadece kısa ve hoş bir deneyim olduğunu,basit ama doğal olanın daha çok mutluluk verdiğini… anlatmaya yeterdi ki?

Burada geçirdiğimiz 10 gün boyunca nasıl mutlu olduğumuzu,
Bu insanların sıcak yakınlıklarının kendimizi bu ülkenin bir parçası gibi hissetmemize sebep olduğunu,
Burada pek çok duygunun aynı anda, aynı güzellikte ve kendi anlamına sadık kalınarak,saflık ve büyük bir yoğunluk içinde doğal haliyle yaşandığını gördüğümüzü ve onlara imrendiğimizi nasıl anlatabilirdik?

İnsanlarının hala ‘’insan’’ olabildiği,gözlerinden ruhlarının okunduğu, insanlığın temel değerlerine hala sahip çıktıklarını,
Bunca yokluk içinde kendilerine ve başkalarına olan saygılarını hala ayakta tutabildiklerini,
Küba’da doğal bir yaşamın olduğunu,çevre korunduğu için insanların toprakla içiçe yaşadığını gördüğümüzü ve bu durumun ilişkilere de yansıdığını,burada ilişkilerin doğal –yapaylıktan uzak- olduğunu, doğadan uzaklaştıkça insanların stresli ve gergin bir ruh haline büründüğünü daha çok anladığımızı,
Bir kitapta okuduğum gibi,Küba’nın ‘’yüreklerinin’’ ve ‘’yollarının’’ gerçekten geniş olduğunu gördüğümüzü,
Ve yine bunca yokluk içinde, hayata müziğin notalarıyla ve dansla tutunduklarını,bizlerin ise pek çok şeye sahip olmamıza paralel olarak ne çok mutsuzluk ve tatminsizliğimiz olduğunu bir kez daha görmemizi sağlayan bu ada insanlarının kalbimize derin bir çizik attığını hangi dilde anlatabilirdik ki?

Yakan Karayip güneşinin ardından sağanak yağan yağmurun buranın insanına nasıl bir endişesiz keyif verdiğini,bu doğa olayını devam eden hayatlarına ve eylemlerine engel olamayacak ölçüde doğal karşıladıklarını ve kabullendiklerini gördüğümüzü,yağmurun hemen ardından çıkan güneşin her seferinde bu insanlara sanki yeniden doğuşun heyecanını yaşattığını…herşeyin olması gerektiği haliyle ve doğallığı içinde yalın yaşandığını,farkında olmanın ve kabul etmenin, insanı kendisiyle nasıl barışık hale getirdiğini tekrar gördüğümüzü nasıl anlatabilirdik ?

Memleket sevgisinin,rejime ve – özellikle kadınları,renk renk giysiler giyip saçlarına çiçekler takan hepsi parlak ciltli, bu sağlık dolu kadınları topluma kazandıran - liderlerine müteşekkir olmanın ve kayıtsızca bağlılığın, O’ nun arkasından şüphesizce gidebilmenin, vefa duygularını sürekli dile getirebilmelerinin ne özel bir şey olduğunu,doğum ile birey olmanın başladığı bu ülkede sadece bir birey olarak bile değer verilmenin ve önemseniyor olmanın insanın kendisini ne kadar güvende hissettirdiğini,güven duygusu içinde yetişen bireyin kendi nesline bunu nasıl doğru aktarabildiğini,insanların bu ülkede belki de bu yüzden kendileriyle bu kadar barışık olabildiğini yoğun şekilde hissedebildiğimizi nasıl ifade edebilirdik ?


Bu duygu yoğunluğu içerisinde Joaquin ile sohbet ederken yol aktı ve bitti…

Havana’da kaldığımız Hotel Parque Central’e vardık. Joaquin hemen arabadan indi ve kapılarımızı açtı.Sonra elini uzattı,biz teşekkür etmek için elini sıkmakla yetinmedik kendisine sarıldık.Önce çekindi ama sonra sarılarak bize karşılık verdi.Ailesine selamlarımızı iletmesini rica ettik.

‘’Sizler iyi insanlarsınız ! Yine gelin, mutlaka gelin…’’ dedi,gülümseyerek.

Arabasına binip uzaklaştı,biz de arkasından el salladık.

Ablamla beraber gecenin renkleri eşliğinde meydana,meydandaki yeşil parka,önümüzden geçen bisiklet taksilere son kez baktık.
Sonra buruk bir gülümsemeyle,kafamızın üzerinde bir sürü baloncukla beraber odamıza çıkıp ertesi gün için valizlerimizi hazırlamaya başladık.O sırada ikimizin de aklından aynı şey geçiyordu:

‘’Yine geleceğiz Joaquin, mutlaka geleceğiz…’’

***

Sevgili Fest,

19-26 Ocak 2012 arası Küba turumuz hiç bitmesin istedim. Ülke ve program harikaydı, biraz kısaydı.

Ama özellikle rehberimiz Deniz Yalav'ın derin bilgisini geniş bir perspektif içinde sunmasıyla bu tur bir ruh kazandı.

Kendisine teşekkür ediyorum.

Halûk Uluhan

Biz 12 kişi ve diğerleri 1500 lerde adaya çıktık şef Denizle

Saz kulübelerde  yaşadık yerlilerle birlikte

Huzurluyduk İspanyol koloniciler gelene dek

Sonra çok çileler çektik çok, canımızdan bezdik

Manuel de Cespedes çaktı ilk kıvılcımı içimizde

Başaramadık, ama yılmadık

Jose Marti körükledi özgürlük ateşini bu kez

Daha yakındık ama yine olmadı

Mücadelemiz hiç bitmedi

Fidel Moncada’yı bastığında karnavaldaydık, destekledik

Yakalanınca yıkıldık

Granma’dan kurtulanlarla dağlardaydık

Che ile durdurduk Santa Clara’da

Batistanın silah dolu vagonlarını

1959 da başarmıştık, coşkuluyduk, mutluyduk

 

Biz çok sevdik Kübayı

Doğasının yüzlerce ton yeşilini

Şehirlerin göz alıcı renklerini

Hem hüzünlü hem coşkulu şarkılarını, danslarını

Bitmeyen özgürlük mücadelelerini

En çokta insanların o en saf, en doğal hallerini sevdik

 

Dizi dizi palmiye ağaçlarının

Uçsuz bucaksız şeker kamışı tarlalarının arasında

Komünizm, marksizim, emperyalizm derken

Günler su gibi akıp geçiverdi

500 kadar yıl olmuştu geleli

2010 kasımının yirmileriydi

Şef Deniz vakit tamam dedi  ’’ Vedalaşın ‘’

Çaresiz yola koyulduk

Ceplerimiz tıka basa dolu

Havana’nın renkleri ve sesleriyle

Döndük, ve simdi burada üşüdükçe;

Isınıyoruz Kübanın sıcacık güneşiyle

 

Teşekkürler Deniz Bey

On günde geçen beş yüzyıl için

İçten kibarlığınız, samimiyetiniz

Ve bizi donattığınız engin Küba kültürünüz için

Küba anılarımızda hep olacaksınız.

 

 

Hale - Füsun Onar

Armagan Karaköse Ulusoy

Hülya - Hamza Aslan

Nazan – Hakan Öneş

Saadet – Ömer Özgün

Seher  Kahyaoğlu

Yıldız – Mazhar Kemerdere

 

 






Bu gezi
satışa çıktığında



GEZİ PLANLANIYOR

Tarih
21 - 30 Kasım 2017

DİĞER TARİH SEÇENEKLERİ

NİSAN - MAYIS (Satışı Tamamlandı)

29 Nisan - 08 Mayıs 2017
4.100 ( 14.725 )

AĞUSTOS - EYLÜL (Satışı Sürüyor)

31 Ağustos - 09 Eylül 2017
4.100 ( 14.725 )

ARALIK - OCAK (Planlanıyor)

24 Aralık 2017 - 02 Ocak 2018

OCAK - ŞUBAT (Planlanıyor)

23 Ocak - 01 Şubat 2018

NİSAN - MAYIS (Planlanıyor)

24 Nisan - 03 Mayıs 2018

İLGİNİZİ ÇEKECEK DİĞER GEZİLERİMİZ


FEST FARKI



 
İLETİŞİM
Adres: Barbaros Bulvarı, Barbaros Apt. No.74 K.7 D.20 PK.34349 Balmumcu, Beşiktaş-İstanbul / Türkiye
Tel: 0 850 622 33 78   Faks: 0 212 216 10 30
E-Posta:  fest@festtravel.com

WhatsApp: 0534 015 62 30
Çalışma Saatlerimiz: Pazartesi - Cuma / 08.30 - 18.30
Mesai saatleri dışında bize ulaşmak için yurtdisi@festtravel.com adresimize yazabilir ya da 0534 015 62 30 no’lu telefonu arayabilirsiniz.